Irem
New member
Dünyada Çekilmiş İlk Video Nedir? Roundhay Garden Scene Üzerinden Bilimsel Bir İnceleme
Dünyada Çekilmiş İlk Video Nedir? “Roundhay Garden Scene” Üzerinden Bilimsel Bir İnceleme
Bir videoyu açıp birkaç saniye hareketli görüntü izlediğimizde bunun arkasında 130 yılı aşkın bir teknoloji tarihinin bulunduğunu düşünmek kolay değil. Bugün saniyede 24, 30, hatta 60 kare görüntü kaydedebilen telefonlar bize hareketli görüntüyü son derece sıradan gösteriyor. Fakat 1888 yılında birkaç saniyelik hareketli görüntüyü kaydetmek bile optik, kimya, mekanik ve fotoğrafçılık alanlarının aynı sistem içerisinde birleştirilmesini gerektiriyordu.
Bu nedenle “Dünyada çekilmiş ilk video nedir?” sorusuna verilecek en doğru cevap, önce “video” kelimesini tarihsel açıdan nasıl tanımladığımıza bağlıdır. Eğer video ile dijital görüntüyü kastediyorsak, 1888'de çekilmiş bir görüntüye teknik olarak video demek doğru değildir. Eğer art arda kaydedilmiş fotoğraf karelerinin hareket yanılsaması oluşturacak biçimde bir araya getirilmesini, yani erken dönem sinematografik görüntüyü kastediyorsak, karşımıza Louis Le Prince'in “Roundhay Garden Scene” adlı çalışması çıkar.
Bu kısa görüntü, 14 Ekim 1888'de İngiltere'nin Leeds kentindeki Roundhay bölgesinde kaydedildi ve günümüze ulaşabilen en eski hareketli görüntü olarak kabul ediliyor. Science Museum Group da eseri “oldest surviving film” olarak tanımlıyor.
Fakat asıl ilginç olan nokta, filmin yalnızca iki saniye kadar sürmesi değil. Asıl mesele, bu iki saniyenin modern sinemanın teknolojik ve bilimsel ön koşullarının zaten 1888'de önemli ölçüde kurulmuş olduğunu göstermesidir.
“İlk film” ile “ilk hareketli görüntü” aynı şey mi?
Burada terminolojik bir ayrım yapmak gerekiyor.
1878 yılında Eadweard Muybridge'in at hareketlerini incelemek amacıyla çoklu fotoğraf makineleri kullanması, hareketin ardışık fotoğraflarla analiz edilmesinin önemli örneklerinden biriydi. Ancak Muybridge'in yöntemi, tek bir kameranın film şeridi üzerinde ardışık kareler oluşturması anlamında daha sonraki sinema teknolojisinden farklıydı. Guinness World Records da Muybridge'in 1878'deki çalışmalarını “motion photography” açısından önemli bir başlangıç olarak değerlendirirken, en eski hayatta kalan film olarak Le Prince'in 1888 tarihli çalışmasını gösteriyor.
Bu ayrım bilimsel açıdan önemlidir. Çünkü “hareketi fotoğraflamak” ile “hareketli görüntü dizisi üretmek” arasında teknolojik fark vardır.
Fotoğraf makinesi tek bir anı kaydedebilir. Sinematografik kamera ise zaman içinde birbirini izleyen çok sayıda görüntüyü kaydeder. Bu görüntüler uygun hızda yeniden gösterildiğinde gözlemci sürekli hareket algılar.
Dolayısıyla “ilk görüntü” sorusu yerine “günümüze ulaşan ilk sürekli hareketli görüntü dizisi hangisidir?” sorusunu sormak daha ölçülebilir bir yaklaşım sağlar.
Bu ölçüte göre cevap Roundhay Garden Scene'dir.
Louis Le Prince kimdi ve neden adı Lumière kardeşlerden daha az biliniyor?
Louis Aimé Augustin Le Prince, 1841'de Fransa'da doğmuş, daha sonra Leeds'e yerleşmiş Fransız bir mucit ve fotoğrafçılık araştırmacısıydı. Hareketli görüntü elde etmek için birden fazla kamera sistemi üzerinde çalıştıktan sonra tek lensli bir kamera geliştirdi.
Science Museum Group'un koleksiyon kayıtlarına göre Le Prince'in 1888'de Leeds'teki atölyesinde ürettiği kamera, yaklaşık 2⅜ inç genişliğinde deliksiz fotoğrafik film kullanıyor; film iki makara arasında ilerliyor ve pozlama mekanik bir düzenekle gerçekleştiriliyordu.
Bu ayrıntı aslında “ilk film” tartışmasının neden yalnızca sanat tarihi meselesi olmadığını gösteriyor. Burada optik sistem, ışığa duyarlı emülsiyon, film taşıma mekanizması, pozlama süresi ve hareketin ardışık olarak kaydedilmesi gibi birçok mühendislik problemi aynı anda çözülmek zorundaydı.
2006 yılında Screen dergisinde yayımlanan Richard Howells imzalı hakemli çalışma, Le Prince'in çalışmalarını yalnızca popüler bir “ilk film” hikâyesi olarak değil, belge ve fiziksel materyaller üzerinden inceliyor. Araştırmada Le Prince'in yazışmaları, kameraları ve günümüze ulaşan görüntüleri birlikte değerlendiriliyor. Howells'in vardığı sonuçlardan biri, Le Prince'in Lumière kardeşler ve Thomas Edison'dan yıllar önce hareketli görüntüler oluşturmayı başardığıdır.
Howells bunu, Le Prince'in “succeeded making pictures move at least seven years before” diğer büyük sinema öncülerinden önce başardığını belirterek ifade ediyor.
Bu ifade “sinema bir gecede icat edildi” düşüncesini de zayıflatıyor. Daha doğru model, sinemanın farklı mucitlerin optik, fotoğrafik ve mekanik çalışmalarının kesişmesiyle ortaya çıkan kademeli bir teknoloji olduğudur.
Roundhay Garden Scene'de ne görüyoruz?
Görüntü son derece basittir.
Bir bahçede dört kişi hareket etmektedir: Le Prince'in oğlu Adolphe, kayınpederi Joseph Whitley, kayınvalidesi Sarah Whitley ve aile dostu Annie Hartley. Görüntüde insanlar bahçe içerisinde yürür ve hareket eder. Özel bir dramatik olay, kurgu, diyalog veya hikâye anlatımı yoktur.
Tam da bu nedenle görüntünün bilim tarihi açısından değeri daha da dikkat çekicidir.
Kamera bir hikâyeyi anlatmaktan önce hareketin kendisini kaydetmektedir.
Leeds Beckett University'nin tarihsel değerlendirmesinde de görüntüdeki kişilerin kamera kadrajının içinde kalacak şekilde hareket ettikleri ve filmin deneysel niteliğinin belirgin olduğu aktarılıyor. Aynı kaynak, Le Prince'in Leeds'te farklı hareketli görüntü deneyleri de gerçekleştirdiğini belirtiyor.
Bugünün izleyicisi için birkaç saniyelik bu görüntü neredeyse önemsiz görünebilir. Fakat deneysel bilim açısından değerlendirildiğinde görüntünün konusu ikinci plandadır. Önemli olan, hareketin zamansal olarak ardışık görüntüler şeklinde kaydedilebilmiş olmasıdır.
Bilimsel yöntem açısından bu film nasıl inceleniyor?
Burada ilginç bir araştırma yöntemi ortaya çıkıyor: Tarihçiler yalnızca yazılı belgelere bakmıyor.
Le Prince'in orijinal film malzemesi günümüze eksiksiz biçimde ulaşmadı. 1930'larda Londra'daki National Science Museum, elde kalan görüntülerden fotoğrafik kopyalar oluşturdu. Bu süreç sonucunda 20 karelik bir dizi korunabildi. Daha sonra bu kareler 35 mm film üzerine aktarıldı ve dijital olarak yeniden hareketlendirilerek bugünkü izleyicinin görebileceği hâle getirildi.
Bu noktada araştırmacıların kullandığı yöntem kabaca üç katmana ayrılabilir:
1. Arşivsel kanıt: Le Prince ailesinin belgeleri, yazışmalar, patent kayıtları ve dönemin tanıklıkları incelenir.
2. Fiziksel kanıt: Kameranın yapısı, film malzemesi, kalan kareler ve mekanik sistem analiz edilir.
3. Görüntü analizi: Hayatta kalan kareler ardışık biçimde değerlendirilir ve hareketin hangi hızda gerçekleşmiş olabileceği hesaplanır.
Üçüncü aşama özellikle önemlidir. Le Prince'in oğlu Adolphe, çekim hızının yaklaşık saniyede 12 kare olduğunu bildirmişti. Ancak daha sonraki görüntü analizleri farklı kare hızlarının mümkün olduğunu gösterdi. Kaynaklarda 7 fps civarında bir değer de tartışılıyor.
Dolayısıyla internette gördüğümüz yaklaşık iki saniyelik modern gösterim, mutlaka 1888'de kameranın gördüğü gerçek zaman ölçeğiyle birebir aynı değildir.
Bu ayrıntı bize bilimsel tarih araştırmasının önemli bir ilkesini hatırlatıyor: Bir görüntünün bugün nasıl oynatıldığı ile görüntünün ilk kaydedildiği hız aynı şey değildir.
Neden yalnızca 20 kare bile bu kadar önemli?
20 kare kulağa çok küçük bir veri seti gibi geliyor. Modern bir kamera saniyede onlarca kare kaydediyor. Buna rağmen bu 20 kare, hareketin zamansal sırasını koruduğu için olağanüstü değerlidir.
Örneğin 20 karelik bir dizide bir kişinin kolunun konumu kareden kareye değişiyorsa, araştırmacı yalnızca “insan fotoğrafı” görmez; bir hareket dizisi görür.
Matematiksel olarak basitleştirirsek:
Süre = Kare sayısı / Kare hızı
20 kare ve 12 fps varsayımı altında:
20 / 12 ≈ 1,67 saniye
Bu nedenle 1888'deki görüntünün yaklaşık 1,7 saniyelik bir hareket dizisi olarak yeniden oluşturulması mümkündür. Günümüzde farklı dijital sürümler farklı kare sayıları ve oynatma hızları kullandığından ekranda yaklaşık iki saniyelik bir görüntüyle karşılaşabiliriz.
Bu hesap basit görünse de tarihsel görüntülerin neden “ham veri” gibi ele alınması gerektiğini gösterir.
Peki bu gerçekten “dünyanın ilk videosu” mu?
Burada kesinlik derecesini doğru ifade etmek gerekir.
“Dünyada çekilmiş ilk video” demek yerine “günümüze ulaşabilen en eski hareketli görüntü filmi” demek bilimsel açıdan daha isabetlidir.
Çünkü geçmişte kaydedilmiş fakat fiziksel olarak yok olmuş başka deneylerin bulunmadığını kesin olarak söyleyemeyiz.
Ayrıca “ilk” kavramı hangi kriterin kullanıldığına göre değişebilir. İlk hareket fotoğrafı, ilk film şeridi, ilk sürekli hareketli görüntü, ilk projeksiyon, ilk halka açık gösterim ve ilk ticari sinema aynı tarih değildir.
Dünyada Çekilmiş İlk Video Nedir? “Roundhay Garden Scene” Üzerinden Bilimsel Bir İnceleme
Bir videoyu açıp birkaç saniye hareketli görüntü izlediğimizde bunun arkasında 130 yılı aşkın bir teknoloji tarihinin bulunduğunu düşünmek kolay değil. Bugün saniyede 24, 30, hatta 60 kare görüntü kaydedebilen telefonlar bize hareketli görüntüyü son derece sıradan gösteriyor. Fakat 1888 yılında birkaç saniyelik hareketli görüntüyü kaydetmek bile optik, kimya, mekanik ve fotoğrafçılık alanlarının aynı sistem içerisinde birleştirilmesini gerektiriyordu.
Bu nedenle “Dünyada çekilmiş ilk video nedir?” sorusuna verilecek en doğru cevap, önce “video” kelimesini tarihsel açıdan nasıl tanımladığımıza bağlıdır. Eğer video ile dijital görüntüyü kastediyorsak, 1888'de çekilmiş bir görüntüye teknik olarak video demek doğru değildir. Eğer art arda kaydedilmiş fotoğraf karelerinin hareket yanılsaması oluşturacak biçimde bir araya getirilmesini, yani erken dönem sinematografik görüntüyü kastediyorsak, karşımıza Louis Le Prince'in “Roundhay Garden Scene” adlı çalışması çıkar.
Bu kısa görüntü, 14 Ekim 1888'de İngiltere'nin Leeds kentindeki Roundhay bölgesinde kaydedildi ve günümüze ulaşabilen en eski hareketli görüntü olarak kabul ediliyor. Science Museum Group da eseri “oldest surviving film” olarak tanımlıyor.
Fakat asıl ilginç olan nokta, filmin yalnızca iki saniye kadar sürmesi değil. Asıl mesele, bu iki saniyenin modern sinemanın teknolojik ve bilimsel ön koşullarının zaten 1888'de önemli ölçüde kurulmuş olduğunu göstermesidir.
“İlk film” ile “ilk hareketli görüntü” aynı şey mi?
Burada terminolojik bir ayrım yapmak gerekiyor.
1878 yılında Eadweard Muybridge'in at hareketlerini incelemek amacıyla çoklu fotoğraf makineleri kullanması, hareketin ardışık fotoğraflarla analiz edilmesinin önemli örneklerinden biriydi. Ancak Muybridge'in yöntemi, tek bir kameranın film şeridi üzerinde ardışık kareler oluşturması anlamında daha sonraki sinema teknolojisinden farklıydı. Guinness World Records da Muybridge'in 1878'deki çalışmalarını “motion photography” açısından önemli bir başlangıç olarak değerlendirirken, en eski hayatta kalan film olarak Le Prince'in 1888 tarihli çalışmasını gösteriyor.
Bu ayrım bilimsel açıdan önemlidir. Çünkü “hareketi fotoğraflamak” ile “hareketli görüntü dizisi üretmek” arasında teknolojik fark vardır.
Fotoğraf makinesi tek bir anı kaydedebilir. Sinematografik kamera ise zaman içinde birbirini izleyen çok sayıda görüntüyü kaydeder. Bu görüntüler uygun hızda yeniden gösterildiğinde gözlemci sürekli hareket algılar.
Dolayısıyla “ilk görüntü” sorusu yerine “günümüze ulaşan ilk sürekli hareketli görüntü dizisi hangisidir?” sorusunu sormak daha ölçülebilir bir yaklaşım sağlar.
Bu ölçüte göre cevap Roundhay Garden Scene'dir.
Louis Le Prince kimdi ve neden adı Lumière kardeşlerden daha az biliniyor?
Louis Aimé Augustin Le Prince, 1841'de Fransa'da doğmuş, daha sonra Leeds'e yerleşmiş Fransız bir mucit ve fotoğrafçılık araştırmacısıydı. Hareketli görüntü elde etmek için birden fazla kamera sistemi üzerinde çalıştıktan sonra tek lensli bir kamera geliştirdi.
Science Museum Group'un koleksiyon kayıtlarına göre Le Prince'in 1888'de Leeds'teki atölyesinde ürettiği kamera, yaklaşık 2⅜ inç genişliğinde deliksiz fotoğrafik film kullanıyor; film iki makara arasında ilerliyor ve pozlama mekanik bir düzenekle gerçekleştiriliyordu.
Bu ayrıntı aslında “ilk film” tartışmasının neden yalnızca sanat tarihi meselesi olmadığını gösteriyor. Burada optik sistem, ışığa duyarlı emülsiyon, film taşıma mekanizması, pozlama süresi ve hareketin ardışık olarak kaydedilmesi gibi birçok mühendislik problemi aynı anda çözülmek zorundaydı.
2006 yılında Screen dergisinde yayımlanan Richard Howells imzalı hakemli çalışma, Le Prince'in çalışmalarını yalnızca popüler bir “ilk film” hikâyesi olarak değil, belge ve fiziksel materyaller üzerinden inceliyor. Araştırmada Le Prince'in yazışmaları, kameraları ve günümüze ulaşan görüntüleri birlikte değerlendiriliyor. Howells'in vardığı sonuçlardan biri, Le Prince'in Lumière kardeşler ve Thomas Edison'dan yıllar önce hareketli görüntüler oluşturmayı başardığıdır.
Howells bunu, Le Prince'in “succeeded making pictures move at least seven years before” diğer büyük sinema öncülerinden önce başardığını belirterek ifade ediyor.
Bu ifade “sinema bir gecede icat edildi” düşüncesini de zayıflatıyor. Daha doğru model, sinemanın farklı mucitlerin optik, fotoğrafik ve mekanik çalışmalarının kesişmesiyle ortaya çıkan kademeli bir teknoloji olduğudur.
Roundhay Garden Scene'de ne görüyoruz?
Görüntü son derece basittir.
Bir bahçede dört kişi hareket etmektedir: Le Prince'in oğlu Adolphe, kayınpederi Joseph Whitley, kayınvalidesi Sarah Whitley ve aile dostu Annie Hartley. Görüntüde insanlar bahçe içerisinde yürür ve hareket eder. Özel bir dramatik olay, kurgu, diyalog veya hikâye anlatımı yoktur.
Tam da bu nedenle görüntünün bilim tarihi açısından değeri daha da dikkat çekicidir.
Kamera bir hikâyeyi anlatmaktan önce hareketin kendisini kaydetmektedir.
Leeds Beckett University'nin tarihsel değerlendirmesinde de görüntüdeki kişilerin kamera kadrajının içinde kalacak şekilde hareket ettikleri ve filmin deneysel niteliğinin belirgin olduğu aktarılıyor. Aynı kaynak, Le Prince'in Leeds'te farklı hareketli görüntü deneyleri de gerçekleştirdiğini belirtiyor.
Bugünün izleyicisi için birkaç saniyelik bu görüntü neredeyse önemsiz görünebilir. Fakat deneysel bilim açısından değerlendirildiğinde görüntünün konusu ikinci plandadır. Önemli olan, hareketin zamansal olarak ardışık görüntüler şeklinde kaydedilebilmiş olmasıdır.
Bilimsel yöntem açısından bu film nasıl inceleniyor?
Burada ilginç bir araştırma yöntemi ortaya çıkıyor: Tarihçiler yalnızca yazılı belgelere bakmıyor.
Le Prince'in orijinal film malzemesi günümüze eksiksiz biçimde ulaşmadı. 1930'larda Londra'daki National Science Museum, elde kalan görüntülerden fotoğrafik kopyalar oluşturdu. Bu süreç sonucunda 20 karelik bir dizi korunabildi. Daha sonra bu kareler 35 mm film üzerine aktarıldı ve dijital olarak yeniden hareketlendirilerek bugünkü izleyicinin görebileceği hâle getirildi.
Bu noktada araştırmacıların kullandığı yöntem kabaca üç katmana ayrılabilir:
1. Arşivsel kanıt: Le Prince ailesinin belgeleri, yazışmalar, patent kayıtları ve dönemin tanıklıkları incelenir.
2. Fiziksel kanıt: Kameranın yapısı, film malzemesi, kalan kareler ve mekanik sistem analiz edilir.
3. Görüntü analizi: Hayatta kalan kareler ardışık biçimde değerlendirilir ve hareketin hangi hızda gerçekleşmiş olabileceği hesaplanır.
Üçüncü aşama özellikle önemlidir. Le Prince'in oğlu Adolphe, çekim hızının yaklaşık saniyede 12 kare olduğunu bildirmişti. Ancak daha sonraki görüntü analizleri farklı kare hızlarının mümkün olduğunu gösterdi. Kaynaklarda 7 fps civarında bir değer de tartışılıyor.
Dolayısıyla internette gördüğümüz yaklaşık iki saniyelik modern gösterim, mutlaka 1888'de kameranın gördüğü gerçek zaman ölçeğiyle birebir aynı değildir.
Bu ayrıntı bize bilimsel tarih araştırmasının önemli bir ilkesini hatırlatıyor: Bir görüntünün bugün nasıl oynatıldığı ile görüntünün ilk kaydedildiği hız aynı şey değildir.
Neden yalnızca 20 kare bile bu kadar önemli?
20 kare kulağa çok küçük bir veri seti gibi geliyor. Modern bir kamera saniyede onlarca kare kaydediyor. Buna rağmen bu 20 kare, hareketin zamansal sırasını koruduğu için olağanüstü değerlidir.
Örneğin 20 karelik bir dizide bir kişinin kolunun konumu kareden kareye değişiyorsa, araştırmacı yalnızca “insan fotoğrafı” görmez; bir hareket dizisi görür.
Matematiksel olarak basitleştirirsek:
Süre = Kare sayısı / Kare hızı
20 kare ve 12 fps varsayımı altında:
20 / 12 ≈ 1,67 saniye
Bu nedenle 1888'deki görüntünün yaklaşık 1,7 saniyelik bir hareket dizisi olarak yeniden oluşturulması mümkündür. Günümüzde farklı dijital sürümler farklı kare sayıları ve oynatma hızları kullandığından ekranda yaklaşık iki saniyelik bir görüntüyle karşılaşabiliriz.
Bu hesap basit görünse de tarihsel görüntülerin neden “ham veri” gibi ele alınması gerektiğini gösterir.
Peki bu gerçekten “dünyanın ilk videosu” mu?
Burada kesinlik derecesini doğru ifade etmek gerekir.
“Dünyada çekilmiş ilk video” demek yerine “günümüze ulaşabilen en eski hareketli görüntü filmi” demek bilimsel açıdan daha isabetlidir.
Çünkü geçmişte kaydedilmiş fakat fiziksel olarak yok olmuş başka deneylerin bulunmadığını kesin olarak söyleyemeyiz.
Ayrıca “ilk” kavramı hangi kriterin kullanıldığına göre değişebilir. İlk hareket fotoğrafı, ilk film şeridi, ilk sürekli hareketli görüntü, ilk projeksiyon, ilk halka açık gösterim ve ilk ticari sinema aynı tarih değildir.